Makaleler

Genellenmiş Kaygı Bozukluğu

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmde Savunma Mekanizmaları

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmde Savunma Mekanizmaları

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmde Savunma Mekanizmaları

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmde Savunma Mekanizmaları

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmde Savunma Mekanizmaları

Inside Out (Tersyüz) ve Duyguların Saflığı/Kirlenmesi

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmde Savunma Mekanizmaları

Inside Out (Tersyüz) ve Duyguların Saflığı/Kirlenmesi

Duyguların Saflığı/ Kirlenmişliği ve Inside-Out (Tersyüz)

Inside out (tersyüz) duyguların anlaşılması, terapi odasında ve kaçınılmaz olarak hayatımızda sıkça karşılaştığımız duyguları yok sayma, belirli duyguları kontrol etmenin sonuçlarını anlatan bir animasyon filmi. Animasyon baskılanan duyguların nasıl ortaya çıkabileceğini, duyguların ortaya çıkmasının bir nedeni olduğunu anlatmanın oldukça sürükleyici bir yolunu bulmuş. Başa çıkamayacağımızdan korktuğumuz “olumsuz” sandığımız duyguların aslında bize yol göstermek için var olduğunu hatırlatıyor, aynı zamanda yine olumsuz sandığımız duygulardan arındırmaya çalıştığımız anılarımızın farklı duygularla harmanlanmasından korkmamayı öğretiyor. 


Tersyüz, altüst olmuş bir çocuğun daha önce tanımasına fırsat verilmeyen üzüntü tarafından tekrar hayatını inşa etmesini anlatıyor. Sürekli ve mutlak mutluluğun peşinde koşmanın faydasızlığını ve hissedilen bütün duyguları kabullenmenin getirdiği faydayı gözler önüne seriyor. Duygulardan kaçınan ve kendisini kendisinden koruması gerektiği öğretilen bütün çocuklar ve yetişkinler için Riley’nin duygularının serüveninden faydalanmak mümkün.

image1

Animasyonun başrolü Riley’nin duygu kontrol merkezinde 5 farklı duygu bulunur ve her duygunun Riley’nin hayatını kolaylaştırmak ve Riley’i korumak için farklı görevleri vardır.

image2

Neşe (joy), Riley’nin baskın duygusudur, mutlu anılar üretmek ve onları muhafaza etmek ister. Bunu o kadar ister ki diğer bütün duyguları ve özellikle üzüntüyü kontrol etmekle meşguldür. Amacı Riley’nin sürekli mutlu olması ve hiç üzülmemesidir. 

Üzüntü (sadness), melankoli ve umutsuzluk kaynağıdır, neden var olduğunu kendisi de anlayamamıştır. Sürekli Neşe tarafından engellenir, hiçbir anıyı hüzne dönüştürmesine izin verilmez. 

Korku (fear), Railey’ı herhangi bir tehlikeden korumak için tehlike uyandıran şeylerden uzak tutmayı amaçlar. Örneğin yeni okulda göreceği tepkilerden korktuğu için okula gitmemesini sağlamak gibi. 

Kızgınlık (anger), amacı Riley’ı adaletsizlikten korumaktır. Eğer birisi Riley’e haksızlık yaparsa devreye girer. 

Tiksinti (disgust), Railey’i hastalandıracak ya da zehirleyecek şeylerden uzak tutmayı amaçlar.

image3

Animasyon filmi Riley’nin bebekliğinde ilk hissettiği duygu olan neşe ile başlar. Neşe, Riley’nin baskın duygusudur ve sonradan eklenen diğer dört duyguyu kontrol etmektedir. 

Amacı Riley’nin sürekli neşeli olmasını sağlamaktır. Bunu sağlamak için zaman zaman diğer dört duygu ile çatıştığı ve onlarla orta yolu bulmaya çalıştığı görülür. Ancak bu duygular arasında en çok durdurmaya çalıştığı duygu üzüntüdür. 

Riley 11 yaşına gelip ailesiyle başka bir şehre taşınana kadar hafızasında olan anı küreleri çoğunlukla neşenin rengi olan sarıdır. Zaman zaman korku, tiksinti ve kızgınlık renkleriyle anılar olsa da üzüntünün rengi olan mavi neredeyse hiç yoktur. Çünkü Neşe bir şekilde üzüntüyü durdurmanın yolunu hep bulmuştur. Riley de üzüntünün amacının ne olduğunu hiç anlamak zorunda kalmamıştır çünkü hiç hissetmemiştir. 

image4

Taşındıktan sonra üzüntü yerinde duramaz olur. Her fırsatta neşenin korumaya çalıştığı sarı kürelere dokunur ve onları hüzne boyar. Neşenin yeni amacı yalnızca üzüntüyü durdurmak olur. 

image5

Öyle ki her duygunun rengine göre hafıza alanına giden anılara üzüntü dokunup hüzünle maviye dönüştürmesin diye üzüntüye bir daire çizer ve bu dairenin içinde kalıp hiçbir şey yapmamasını ister. Yani Riley’nin zihninden üzüntü duygusunu silmeye, yok etmeye, bastırmaya çalışarak Riley’nin bilincinden çıkartmak ister. Neşe için eğer üzüntü bir anıya dokunur ve onu hüzne dönüştürürse o anı kirlenmiş olacaktır. 

image6

Üzüntü, neşe tarafından o kadar bastırılmıştır ki diğer duygular gibi Riley ihtiyaç duyduğunda kontrolü ele alamaz. Hatta neden var olduğunu, neden anıları hüzünle boyamak istediğini bile bilemez. Yalnızca istemsizce anıları hüzünle doldurmak ister. 

image7

Neşe o kadar uzun zamandır üzüntüyü durdurmaya çalışmıştır ki anılar üzüntüyle maviye boyandığında ne yapacağını bilemez ve panikler. Aynı zamanda Neşe, her anının yalnızca bir duygu taşıyabileceğini düşünür. Örneğin bir anı aynı hem mutluluk uyandırıcı hem de o anın özlemiyle hüzün dolu olamaz.

image8

Neşenin bastırmaya çalıştığı üzüntü duygusu bir şekilde ortaya çıkmayı başarır. Sonunda neşe, hafıza merkezine gitmeden silinecek olan neşeli anıların yok olmasını engellemek için sıkı sıkı sarıldığı hüzünle boyanmış anı topları ile birlikte hafıza merkezine gider, giderken üzüntü de beraberinde gelir. Artık duygu kontrol sisteminden neşe ve üzüntü gitmiştir. 

image9

Neşe, artık bütün duyguların kontrolünü kaybetmiştir. Şimdiye kadar neşenin kontrolünde olmayan hiçbir duyguyu tam anlamıyla hissetmemiş olan Riley diğer duygularla da tam anlamıyla başa çıkmayı öğrenememiştir ve evden kaçmak gibi yüksek riskli bir karar verir.

Tekrar duygu merkezine dönme yollarında Riley’nin bütün anılarının depolandığı hafıza merkezinin sokaklarından geçerler. 

image10

Üzüntü, geçmişe dönük bazı anıları maviye boyar: Riley için bu anılar artık neşe kaynağı değil hüzün kaynağıdır. Örneğin Riley, ailece yaptıkları hokey maçını hatırladığında artık neşeyle değil özlem ve hüzünle dolmaktadır. 

Neşe nasıl olup da onca emek verip sarı neşeyle doldurduğu anıların maviye döndüğünü üzüntünün amacını fark etmeden anlayamaz. Bu yolculukta neşe ve üzüntü birbirlerini daha iyi tanırlar ve Riley’e yol gösterecek olan duyguların işbirliğine başlarlar.

image11

Neşe, bir anı küresi aynı anda hem hüzünlü hem de iyi hissettiren bir anıya dönüşebileceğini,

Anıların tek bir duyguyu barındırmak zorunda olmadığını çok mutlu olduğu hatırlanan bir an geriye dönüp bakıldığında özlemle birleşip hala mutlu ve hüzünlü bir anıya dönüşebileceğini anlar. 

Üzüntüyü kontrol etmeye ve yok etmeye çalışmaktan vazgeçer. Üzüntüyü kabullenir. Üzüntüden ve Riley’nin üzgün olmasından korkmaz. 

Aynı zamanda artık neşe için bir anının korku, tiksinme, kızgınlık, üzüntü ya da neşe ile yaşanması geçmişe bakıldığında da aynı duygularla anlaşılacağı anlamına gelmez, duygular değişken olabilir ve bu kötü bir şey değildir. 

Üzüntü kendi amacını anlar. Riley’nin ihtiyacı olduğu zamanlarda kontrolü ele alabilmeye ve bu sayede Riley’e yardımcı olabilmeye başlar.

Riley, üzüntü duygusunu tanıyıp anladıkça yeni hayatına daha kolay uyum sağlar. Artık eski hayatını mutlulukla ve özlemle hatırlayabilir, anne ve babasına zaman zaman kızıp hem de aynı zamanda onları sevebilir. 

Duygu merkezine döndüklerinde artık anı küreleri tek renk değil birden fazla renkle dolmaya başlamıştır.




“İnsan olmanın bir yanında zaman zaman altüst olmak da vardır. Yani size sonsuz bir huzura kavuşamayacağınızı söyleyebilirim.” (David Burns, İyi Hissetmek, Psikonet Yayınları, 2007, 5. Baskı, ss. 10)

image12

Genellenmiş Kaygı Bozukluğu’nun Bilişsel-Davranışçı Kuram Çerçevesinden İncelenmesi

Tanı ve Formülasyon

 Bilişsel - davranışçı terapinin kaygı bozukluklarındaki amacı  hastaların tehlike algılarını tanımalarında, değerlendirmelerinde ve değiştirmelerinde yardımcı olmanın yanısıra, tehdit algılarını sürdürmelerinde rol oynayan davranışların da ortadan kaldırılmasını da içermektedir (Savaşır, Soygüt ve Barışkın, 1996). Benzer şekilde bu kişilerin gerçek tehdit yaratan durumlar ve yaratmayan durumlar arasındaki ayrımı yapma mekanizmaları olması gerektiği gibi çalışmadığından, terapist kaygı verici durumu ayırt etme üzerinde de çalışmalıdır (Leahy ve Holland, 2000).


 Genellenmiş kaygı bozukluğu, diğer kaygı bozukluklarından birkaç temek özellikle ayrılır. Bu özellik, genellenmiş kaygı bozukluğunda belirli bir dışsal uyaranın olmamasıdır; genellenmiş kaygı bozukluğu hastaları herhangi bir uyaranı kaygı mekanizmasını tetikleyecek bir uyaran şeklinde yorumlayabilirler (Leahy ve Holland, 2000). Bu, aynı zamanda tedavi ve formülasyonu da zorlaştıracak bir özelliktir (Tarrier, 2015). Formülasyonu yaparken dikkat edilecek bir diğer nokta ise genellenmiş kaygı bozukluğun neredeyse tamamen komorbid bir hastalıkla beraber görülmesidir (Leahy ve Holland, 2000). Bu nedenle klinisyen birden fazla formülasyon yapmak ve genellenmiş kaygı bozukluğu formülasyonunu diğer formülasyonlardan ayırmak durumundadır (Leahy ve Holland, 2000). 


 Genellenmiş kaygı bozukluğunun bilişsel davranışçı modele tedavisinde kulanılabilecek tedavi yöntemleri şu şekilde listelenilebilir; psiko-eğitim, gevşeme egzersizleri, maruz bırakma, duyarsızlaştırma, kaygıları yönetme eğitimi. Psiko-eğitim, hastaya formülasyonun ve tedavi basamaklarının detaylarıyla kavratılması, GKB’nin döngüsünün anlatılmasını içermektedir. Gevşeme egzersizleri gerginliğin bedensel semptomlarının hissedilmesi itibariyle uyarılmışlık hissinin kontrol edilmesini sağlamayı kolaylaştırmak amacıyla nefesi düzenleme, kas gerginliğini azaltıcı teknikleri kapsamaktadır. Maruz bırakmada hastanın GKB nedeniyle kaçındığı durumların hiyerarşik bir listesi yapılarak kademeli olarak hastanın bu durumlara maruz kalması ve maruz kaldıkça kaçındığı duruma karşı duyarsızlaşması amaçlanmaktadır. Bir başka yöntemse, kişinin test edilecek inancına göre kullanılabilecek davranış denemesidir. Bu denemede, örneğin kalabalıkta yemek yerken ellerinin titreyeceğinin korkan kişiye korkusunun sonuçlarını ne kadar gerçek dışı değerlendirdiğini test etmesi için yemek esnasında ellerini mümkün olduğunda çok titretmesi istenebilir (Savaşır ve ark., 1996). Kaygıları yönetmekte ise hastaya belirli bir zamanı “kaygı zamanı” olarak ayırması ve bir gün içerisinde oluşan kaygıları erteleyerek bu “kaygı zamanı”nda kaygılanması öğretilir (Leahy ve Holland, 2000). GKB’nun bilişsel davranışçı terapi açısından en önemli tedavi amaçlarından birisi kişinin kendini değerlendirebilmesidir. Bunu sağlamak için ev ödevleri kullanılır ve kişiye hangi durumda, hangi otomatik düşünce geldiğini, bu düşünceye yüzde kaç inandığını, 1-10 arası ölçekte kaygısına kaç puan verdiğini, bu otomatik düşünceye karşı alternatif düşüncelerin ne olabileceğini, alternatif düşünceden sonra ilk düşüncesine ne kadar inandığını ve yeni kaygı seviyesini not etmesi için materyalleri nasıl kullanacağı öğretilir (Brown, O’Leary ve Barlow, 2001). Bu alıştırma, kişinin bulmakta zorlandığı otomatik düşünceleri bulmasına ve düşüncelerin değişmesiyle kaygının da değiştiğini fark etmesine destek vermektedir ve tedavi sonlandıktan sonra da kullanabileceği beceriler kazandırmaktadır. 

 Kaygının doğası gereği, GKB yaşayan hastalarda bilişsel çarpıtmalar görülmektedir (Leahy ve Holland, 2000). En kötü sonuca atlamak (felaketleştirmek), kendini etiketlemek, kahinlik (geleceği mutlak şekilde gördüğü inancı), siyah-beyaz düşünce kalıpları, pozitife odaklanamamak ve uyumsuz şemalara sahip olmak bunlara örnektir (Brown ve ark., 2001). Benzer şekilde GKB yaşayan hastalar herkesin aklından geçebilecek negatif düncelere fazlaca odaklanma eğilimindedirler ve negatif düşüncelere fazla odaklanmak kaygı sistemini harekete geçirdiğinden duygulara fazlaca odaklanmak kaygıyı yaratan otomatik düşünceleri gözden kaçırmalarına sebep olmaktadır. Bu hastaların hissettikleri yoğun kaygı durumundan hemen kurtulmak gibi bir istekleri vardır ve tedavide de hemen kaygılarının kaybolmasını isterler. Benzer şekilde rahatlamak konusunda başarılı değillerdir, bu nedenle seans başlarında gevşeme egzersizlerine yer verilmesi düşünülmelidir. Terapist, GKB’nin yaşam boyu devam edecek bir hastalık olduğunu ve bu hastalıkla yaşamanın yollarının öğrenilebileceğini paylaşmalıdır (Leahy ve Holland, 2000).


 Tedaviyi zorlaştıran bir diğer tutum da GKB taşıyan kişilerin mükemmeliyetçi inançlarıdır. Bu hastalar ya hep ya hiç şeklindeki düşünme sistemini “ya anksiyetem vardır ya da hiç anksiyetem yoktur” şeklinde kullanırlar ve az miktarda kaygı bile onları yüksek seviyelerde rahatsız etmektedir. Terapist, makul miktarda kaygının faydalı da olabileceğini, verimli kaygı - verimsiz kaygı ayrımı yapmayı ve gerçekçi olmayan kaygılarla gerçekçi olan kaygıları ayırt etmeyi öğretmede yardımcı olmalıdır (Leahy ve Holland, 2000). Bütün bunlara rağmen klinisyenleri zorlayacak ve formülasyonun kavratılmasını engelleyecek olan belki de en sert tutum, kaygıların gerçekçi olduğu inancıdır. GKB yaşayan hastalar kaygılandıkları şeylerin gerçekleşme ihtimallerini oldukça yüksek bulurlar (Tarrier, 2015). Bu nedenle kaygı yaratan durumun değerlendirilmesi için bir takım sorular yöneltilerek olasılık hesaplamaları ve gerçekçi olup olmadığı üzerinde çalışılabilir (Leahy ve Holland, 2000). Tablo 1’de kaygının olasılık hesabı ve gerçekçiliğinin değerlendirilmesi için bazı soru örnekleri gösterilmektedir. 

Tablo 1.  Kaygılanma halinde sorulabilecek sorular (Tam listeden alıntılanmış sorulardır. Leahy, R. L. ve Holland, S. J. (2000). Treatment plans and interventions for depression and anxiety disorders. New York: Guilford Press.)


Kaygılanma Halinde Sorulacak Sorular 

Ne olacağını tahmin ediyorsun?

Bunun gerçekten olma olasılığı kaç? (0-100)

En kötü olasılık nedir?

Olması muhtemel olasılık nedir?

En iyi olasılık nedir?

Kaygılandığında kötü bir şeylerin gerçek olmasına dair kanıtlar neler?

100 puanı gerçekleşmesine ve gerçekleşmemesine dair kanıtlara paylaştırırsan, hangisi kaç puan alır?

En son kaygılandığın hangi olay gerçekleşti?

Geçmişte kaygılanmanın sana yardımcı olduğuna tanık oldun mu?

 GKB formülasyonu için öncelikle hastanın en son yaşadığı, kaygı yaratan ve kontrol edilemeyen epizodu anlattırılır. Hatalı üst bilişler, davranışlar, duygular ve düşünceler hedef alınarak sorulan sorularla formülasyon şekillendirilir. Endişe yaratan durumla ilgili olumsuz üst bilişlerin aktive olması kaygı mekanizmasını başlatacağından bu bilişlerin detaylı şekilde ortaya çıkartılması önemlidir (Leahy ve Holland, 2000). GKB’de tetikleyici düşünce, “ya … olursa” şeklindeki sonsuz sayıdaki düşünsel ihtimallerdir. Olumlu bilişler “ya …olursa” diye düşünülen olayın gerçekleşmesini engelleme ihtiyacından doğar, örneğin “endişelenirsem sorun olmayacaktır”, “endişelenmek beni tehlikelere karşı hazırlıklı kılar” gibi (Tarrier, 2015). Olumsuz inançlar ise, endişenin kontrol edilemez olması ve endişelenmenin yaratacağı fiziksel, sosyal, psikolojik işlev sorunlarıdır. Birinci tip endişede ise olumlu üst bilişler aktive olmuştur ve endişe bedensel semptomların olumsuz yorumlanmasına sebep olur. Endişe döngüsü tetiklendiğinde kişi kendisini güvende hissetmek için eylemlerde bulunmaya başlar, endişelendiği şeyi engellemeye çalışmak, internetten bilgi sahibi olmak ve benzeri yöntemler kullanılabilir. Fakat, bunlar endişeyi azaltmak niyetiyle kullanılsa da aslında endişenin gerçekleşmesi ihtimalini bireyin zihninde canlı tutar ve endişe verici düşünceyle meşguliyetini arttırmaktadır (Tarrier, 2015). 


1. Endişelenmeyi tetikleyen ilk düşünce neydi?

2. Bu düşünce aklına geldiğinde ne için endişelendin?

3. Bunlar hakkında endişelenirken duygusal olarak ne hissettin?

4. Bu hisler varken, endişenin sonunda kötü bir şeyler olacağını düşündün mü? Neler, en kötüsü ne?

5. a) Bu endişelenmenin herhangi bir şekilde kötü olduğuna inanıyor musun? Endişe yaralı mı, zararlı mı?

5. b) Endişelenmeyi neden bırakamıyorsun? (Kontrol edilemez mi, edilebilir mi?)

6. Endişelenmenin sana herhangi bir faydası olduğunu düşünüyor musun?

7. Endişelendiğinde bunu durdurmak için bir şeyler yapıyor musun? (kaçınmalar)

8. a) Endişelendiğinde endişeni tetikleyen şey hakkında düşünmemeyi denedin mi?

8. b) O anda endişeye kapılmamaya karar vererek bir endişeyi durdurabildin mi hiç?


 Daha önce de belirtildiği gibi, GKB’da formülasyon hem komorbid tanılar hem de GKB’nun karmaşık işleyişi sebebiyle zorlayıcı olabilmektedir. Klinisyen, tedavi formülasyonunu, kaygının doğasını, düşünceler-duygular-davranışlar arasındaki ilişkiyi ve tedavi planını anlatarak hastayla güven ilişkisi kurmalıdır (Savaşır ve ark., 1996). Kaçınma davranışlarını, telafi davranışlarını ortadan kaldırmak, işlevsel olayan bilişleri değiştirmek ve tedavi sonrasında da bu etkilerin hasta tarafından sürdürülebilmesini sağlayacak becerileri hastaya öğretebilmek temel terapi amaçlarındandır (Brown ve ark. 2001). 


Referanslar

Barlow, D. H. (1988). Anxiety and its disorders: The nature and treatment of anxiety and   panic. New York: Guilford Press.

Beck, A. T., Emery, G. ve Greenberg, R. L. (1985). Anxiety disorders and phobias: A   cognitive perspective. New York: Basic Books.

Brown, T. A., O’Leary, T. A. ve Barlow, D. H. (2001). Generalized Anxiety  Disorder. Barlow,   D. H. (ed.) içinde Clinical Handbook of Psychological Disorders, (sf. 154-208), New York:Guilford Publications.

Lazarus, R. (1991). Emotion and adaptation. New York: Oxford University Press. 

Leahy, R. L. ve Holland, S. J. (2000). Treatment plans and interventions for depression and   anxiety disorders. New York: Guilford Press. 

Newman, M. G., Przeworski, A., Fisher, A. J. ve Borkovec, T. D. (2010). Diagnostic   comorbidity in adults with generalized anxiety disorder: Impact of comorbidity on psychotherapy outcome and impact of psychotherapy on comorbid diagnoses.   Behavior Therapy, 41, 59-72.

Tarrier. N (2015), Bilişsel Davranışçı Terapide Vaka Formülasyonu (E. Şenol, M. Durak, & U.   K. Durak, Çev. E. Ş. Durak, M. Durak, & U. Kocatepe Ed.): Nobel Yayın. 

image13

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmde Savunma Mekanizmaları ve Başa Çıkma Stratejileri

Bu gözden geçirme makalesinin amacı, büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmde sıklıkla görülen savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejilerini incelemeye bir giriş sağlamaktır. Narsisistik kişilik bozukluğunun yaygınlığı %6 ila bazı popülasyonlarda ve yeni DSM-V kriterleriyle %20 arasında değişmektedir (Ronningstam, 2011). Diğer kişilik bozuklukları gibi insanlar arası ilişkilerde bozulmaya ve uyum sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Narsisizm, bir yelpaze olarak ele alınmakta ve sağlıklı narsisizmden patolojik narsisizme doğru bir boyutta değerlendirilmektedir. Bu boyutun patolojik narsisizm ekseni, narsisistik kişilik bozukluğunu da içermektedir (Ronningstam, 2005). 


 Narsisistik kişilik bozukluğu (NKB) tanısı alan bireylerle çalışmak hem klinikte hem de araştırma alanında zorluklar içermektedir. Bunun nedeni NKB tanısı alan bireylerin tedavilere uzun süreli devamının çok düşük olması veya tedaviye hiç baş vurmamalarıdır (Cramer, 1998). Patolojik narsisizme sahip bireylerde klinik başvuru genellikle eş tanı yaratan depresyon, kaygı bozuklukları veya madde bozuklukları gibi sebeplerle olmaktadır. Tedaviye başvurunun ve devamın az olması sebebiyle NKB tanısı alan bireylerle yapılan çalışmalar genellikle vaka analizi olarak sunulmaktadır. Bu nedenle bu gözden geçirme makalesine sadece NKB tanısı alan bireylerle yapılan çalışmalar değil, narsisizmi bir kişilik özelliği olarak alan ve araştıran makaleler de dahil edilmiştir. Dışarda bırakılma kriteri vaka analizi şeklinde olan makalelerle, İngilizce ve Türkçe dili dışında yazılmış makaleler olarak belirlenmiştir. 


 Bu makalenin içeriğinde narsisizm tanımları, savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejilerinin ayrımı, neden önemli oldukları ile kırılgan ve büyüklenmeci narsisizmle bu iki değişkenin ilişkilerini inceleyen makale aktarımları, savunma mekanizması ve başa çıkma stratejilerinin ölçüm teknikleri, Türkiye’de narsisizm çalışmalarının gözden geçirmesinin sunulması amaçlanmaktadır.


 Ortak bir teorik zeminleri olmasa da savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejileri bireyi stresten korumak ve güç durumlara uyumu kolaylaştırmak ortak amacına hizmet ettiğinden (Kramer, Roten, Michel ve Despland, 2009), bu iki uyum sistemini birlikte ele alan bir çalışmanın gerekli olduğu düşünülmüştür. Başa çıkma stratejilerinin savunma mekanizmalarından ayrı sistemler olup olmadığını inceleyen bir çalışmada, uzun süreli psikodinamik tedavilerde, uyum sorunu yaşayan hastaların savunma mekanizmalarının değişmediği ama zamanla başa çıkma stratejilerinin değiştiği görülmüştür (Kramer ve ark., 2009). Bu, narsisizm tanısı almış bireylerin terapi süreçlerine de katkı sağlayabilecek bir bilgidir. 


Narsisizm


 Narsisizm üzerine ilk yazı Rink (1911) tarafından kaleme alınmış ve narsisizm kendini sevme olarak tanımlanmış, daha sonra Freud (1914) narsisizmi ego-idealine bağlı olduğunu ve abartılı derecede kendini sevme olarak tanımlamıştır (Ronningstam, 2005). Daha sonra Horney (1939) patolojik narsisizmle yani gerçekçi olmayan kendini sevmeyle, sağlıklı narsisizm arasında ayrım yapmış ve Kohut (1971) narsisistik kişilik bozukluğu olarak adlandırdığı tanımı geliştirmiştir (Ronningstam, 2005). 


 İlk tanımlarında narsisizm tek yönlü olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre narsisistik kişilik, kendisinin diğer insanlardan üstün olduğunu düşünür, empati yapma yetenekleri olgunlaşmamıştır, eleştiriler karşısında hassastırlar, dikkat çekmeyi ve ilgi odağı olmayı severler ve kendilik imajlarıyla oldukça meşguldürler (Ronningstam, 2005). Günümüzde bu tanım hala geçerliliğini korumakla birlikte narsisizmi iki yönlü bir modelle ele almak kabul görmüştür.Wink’in 1991’deki “Two Faces of Narcissism” çalışması iki narsisisizm tipi arasındaki farkı açıkça ortaya koyan görgül çalışma olarak kabul edilmektedir (Grijalva, Newman, Tay, Donnellan ve Harms, 2014). Wink (1991) bu çalışmasında Minessota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI-Minnessota Multiphasic Personality Inventory) (Hathaway ve McKinley, 1943) kullanarak oluşturduğu geniş örnekleminin analizi sonucunda kırılgan-hassas (vulnerable - sensitive) ve büyüklenmeci-teşhirci (grandiose-exhibitional) narsisizm olarak narsisizmin iki türü olduğu sonucuna varmıştır (Grijalva ve ark., 2014). Farklı çalışmalarda bu sınıflandırmaya benzer ikili sınıflandırmalarda kullanılan diğer terimler; kapalı narsisizim ve açık narsisizm (overt - covert) (Akhtar and Thompson, 1982), aşırı hassas narsisizm ve uyumsuz narsisizm (hypersensitive - maladaptive) (Hendin ve Cheek, 1997), büyüklenmeci ve kırılgan (grandiose- vulnerable) (Reich, 1960) şeklindedir (Grijalva ve ark., 2014). Takibi kolaylaştırmak için bu gözden geçirme makalesinde iki narsisizm için kullanılcak terimler büyüklenmeci ve kırılgan sıfatları olacaktır. Özellikle belirtilmeden kullanılan narsisizm tanımı ise araştırma makalelerinde de narsisizm olarak geçen çalışmalar için kullanılacaktır ve ölçüm aracının seçimi itibariyle büyüklenmeci narsisizm tanımına daha yakındır. 


 Büyüklenmeci narsisizm, üstünlük, gösteriş yapmak, sürekli kendiyle meşgul olmak ve büyüklenmecilik halini içermektedir (Glassman, 1988) ve empati yoksunluğuyla karakterizedir (Ronningstam, 2005). Büyüklenmeci narsisizm benlik saygısını korumak için başkalarının onayına ihtiyaç duyar ve şişirilmiş bir öz değer algısı vardır (Miller ve Campbell, 2008).

 Kırılgan narsisizm ise görkemli fantezilerle meşgul olma, üstünlük ve aşağılık duyguları arasında salınım ve kırılgan özgüvenle karakterizedir (Miller ve Campbell, 2008). Büyüklenmeci narsisizmden farkı olarak kırılgan narsisizm düşük iyilik hali, kaygılı tutum ve içe dönüklükle karakterizedir. İkisinin ortak özelliği ise çevreleri tarafından kibirli, üstünlük taslayan bireyler olarak tanımlanmalarıdır (Grijalva ve ark., 2014).


 Büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizmin farklı alanlardan gelecek geri bildirime karşı oluşturdukları öz-değer yorumunu araştıran bir çalışmada büyüklenmeci narsisizm grubu fiziksel görünüş, rekabet, başkalarının onayı, aile desteği alanlarında, kırılgan narsisizm grubu ise bu alanlara ek olarak akademik başarı ve erdem alanlarındaki bildirimleri benlik değerleriyle ilişkilendirmişlerdir (Zeigler-Hill, Clark ve Pickard, 2008).

Normal Narsisizm ve Patolojik Narsisizm

 Narsisizm, öz-saygıyı korumak için gelişen doğal bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir. Benlik teorisine göre (Kohut, 1975), bebekler sağlıklı bakım aldıkları zaman büyüklenmeci narsisizm yanları tatmin edilmektedir; ilgi istediklerinde ilgi oradadır ve dünya kendilerinden ibarettir. Fakat empatik olmayan bakım veren bu mekanizmaya saplanmaya neden olarak bu mekanizmanın yaşla geride kalıp, benlik değerini koruyacak kadar kullanılmasını ve yerine daha işlevsel mekanizmaların kurulmasını engellemektedir (Glassman, 1988). Normal/Sağlıklı narsisizmde, bireyler hayatta kendileri için en iyi olanı elde etmek amacıyla çalışma motivasyonuna, kendi iyilik halini koruma ve sürdürme isteğine sahiptirler ve empati kurmak konusunda başarılıdırlar (Ronningstam, 2005). Narsisizmin bir patoloji halini alması için benlik saygısını koruma amacının diğer işlevlerin önüne geçmesi, bireyin kişiler arası ilişkilerinde sorun yaratması ve uyum problemleri doğurması gerekmektedir (Roche, Pincus, Conroy, Hyde ve Ram, 2013)

 DSM-V’teki tanı kriterlerine göre de, narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olan bireyler büyüklenir, sınırsız güç, güzellik gibi düşlerle uğraş içindedir, özel olduğu hissindedir, beğenilmek ister ve başkalarını kendi çıkarları için kullanmaya yatkınken empati yapmaya uzak olarak gösterilmiştir (APA, 2014). 


Narsisizmin Ölçülmesi


 Literatürde yaygın olarak kullanılan ölçek Narsisistik Kişilik Envanteri’dir (NKE - Narcissistic Personality Invertory). Raskin and Hall (1979)’ın geliştirdiği ölçek DSM-III’teki Narsisistik Kişilik Bozukluğu tanı kriterleri alınarak hazırlanmıştır (Cramer, 1991).  Narsisizm tanısı için kullanılan bir diğer ölçek de Narsisistik Kişilik Bozukluğu Ölçeği’dir (Ashby, 1978) (NKBÖ - Narcissistic Personality DisorderScale). Kimi araştırmacılara göre NKE’nin amacı normal - patolojik narsisizm düzleminde narsisistik kişilik özelliklerini ölçmekken, NKBÖ’nün amacı tanı alacak grubu belirlemektir. Bu nedenle klinik örneklemin kullanılmadığı çalışmalarda NKÖ tercih edilmektedir (Michael ve ark., 2013). Dahaönce bahsedilen sebeplerden, NKBÖ’nün kullanıldığı çalışmalar vaka örnekleri şeklinde olduğu için bir dışarda bırakma kriteri olmadığı halde bu gözden geçirme makalesinde NKÖ kullanılan araştırmalar ele alınmıştır. 

 DSM-III ve sonraki DSM kriterleri de daha çok büyüklenmeci narsisizm tanısına yaklaştığı için, bu ölçeklerin sadece büyüklenmeci narsisizmiölçtüğüne dair eleştiriler vardır. Bu eleştiriler sonucu Aşırı Duyarlı Narsisizm Ölçeği (Hypersensitive Narcissism Scale) (Hendin ve Cheek, 1997) geliştirilmiştir.


Başa Çıkma Stratejileri ve Savunma Mekanizmaları


 Başa çıkma stratejileri ve savunma mekanizmaları farklı uyum süreçleri olarak adlandırılsa da bu iki tanımın birbiri yerine kullanılması oldukça yaygın bir hatadır (Parker ve Endler, 1996). Bunun nedeni, savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejilerinin ikisinin de amacının bireyi yaşanan güçlüklerin duygusal sonuçlardan korumaya hizmet etmek ve bireyin gerçekliğe uyum sağlamasını kolaylaştırmak olmasıdır (Cramer, 1998).  Fakat, literatürde bu iki uyum süreci bazı noktalarda birbirinden ayrılmaktadır. Savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejileri birbirinden ayıran en temel fark, savunma mekanizmalarının bilinçdışı bir sistemle harekete geçmesi, buna karşın başa çıkma stratejilerinin bilinçli tercihlerle ortaya çıkmasıdır (Cramer, 1998). Daha detaylı bakılacak olursa, başa çıkma stratejilerinin amacı; negatif duygulanımı azaltmak, temel işlevselliğe mümkün olduğunda çabuk geri dönebilmek, sorunu çözmek ve sorun olarak görünen durumu benliğin lehinde yönetmektir (Aldwin, Sutton ve Lachman,1996). Diğer yandan savunma mekanizmalarının amacı, negatif duygulanımı azaltmak ve temel işlevselliğe mümkün olduğunca çabuk geri dönebilmeyi kapsarken, sorunu çözmek ve yönetmek için aktif ve bilinçli bir müdahalede bulunmayı kapsamamaktadır (Cramer, 1998).

 Savunma mekanizmalarının devreye girmesi birey tarafından fark edilmez. Rahatsızlık veren ve stres yaratan durumlarda farkındalığın olmaması egoyla uyumu kolaylaştırdığından bireyler uyumsuz savunma mekanizmaların yarattığı sonuçları görmemektedirler (Perry, Presniak ve Olson, 2013). Buna karşın başa çıkma mekanizmaları bir sonuç almak niyetiyle kullanılırlar ve bireylerde tedavi arayışı daha çok başa çıkma stratejilerinin uyumsuzluğu nedeniyle olmaktadır (Kramer ve ark., 2009).


 Birbirlerinden ayrı mekanizmalar olsa da uyumlu (adaptive) başa çıkma stratejileri ve olgun (mature) savunma mekanizma arasında ve uyumsuz başa çıkma stratejilerinin olgunlaşmamış (immature) savunma mekanizmalarıyla ilişkide olduğu bilinmektedir (Grebot, Paty ve Dephanix, 2006). 184 üniversite öğrencisinin katıldığı ve savunma mekanizmaları ile başa çıkma stratejilerinin ilişkisine bakılan ve patolojik örneklem kullanmayan bir çalışmada, problem çözme başa çıkma stratejisiyle olgun savunma mekanizması kabul edilen yüceltme (sublimation) ve sezinleme (anticipation) arasında, kaçınma başa çıkma stratejisiyle nevrotik savunma mekanizmaları arasında ve kaçma başa çıkma stratejisiyle olgun olmayan savunma mekanizmaları arasında anlamlı bir ilişkili bulunmuştur (Grebot ve ark, 2006).


 Başa çıkma stratejilerinin savunma mekanizmalarından ayrı sistemler olup olmadığını inceleyen bir çalışmada ise uzun süreli psikodinamik tedavilerde, uyum sorunu yaşayan hastaların savunma mekanizmalarının değişmediği ama zamanla başa çıkma stratejilerinin değiştiği görülmüştür (Kramer ve ark., 2009). Bu, narsisizm tanısı almış bireylerin terapi süreçlerine de katkı sağlayabilecek bir bilgidir.

Savunma Mekanizmaları

 Savunma mekanizmaları ilk olarak Freud (1986/1955) tarafından egonun istenmeyen ve rahatsızlık veren düşünce ve duygulara karşı geliştirilen bastırmalar olarak tanımlanmıştır (Parker ve Endler, 1996).  Daha sonra bu kavram psikoloji ve psikiyatrinin farklı kuramları tarafından da kabul görmüştür (Cramer, 2000). Savunma mekanizmaları egoyla uyumlu benliğin sürdürülmesi açısından önemlidir. Artık çoğunlukla kabul görmüş modele göre benlik, egoyla uyumu oranında sağlıklıdır (Cramer, 1991).


 Savunma mekanizmaları kendi başlarına bir patoloji olarak değerlendirilmemektedir. Aksine bütün bireyler egoyla uyumluluğu korumak adına farklı savunma mekanizmalarını kullanmaktadırlar (Cramer, 1991) çünkü savunma mekanizmalarının amacı bireyi uyumsuzluktan korumak ve benliğini kuvvetlendirmektir (Zimmerman, 2000). Bu mekanizmalar, bireyin işlevselliğini bozduğu, uyum yerine uyumsuzluk yarattığı ve semptomlar ortaya çıkarttığı zaman patolojik olarak değerlendirilir (Juni, 1999). Başka bir değişle yetersiz kullanılan, fazla kullanılan ya da yaşa ve duruma uygun kullanılmayan mekanizmalar egonun birinci işlevi olan gelişiminin engellenmesine sebep olur (Zimmerman, 2000). (self regulation kitabı).  


 Savunma mekanizmalarıyla ilgili gruplandırmalar birden fazladır. Bir modele göre savunma mekanizmaları olgun olmayan - olgun olan (immature-mature) şeklinde gruplandırılmaktadır. Bu gruplandırma gelişimsel olarak çeşitliçalışmalarda test edilmiş ve gelişim basamaklarına veya yaşlara uygun olarak sınıflandırılmıştır (Cramer, 2000). DSM-IV’ün savunma mekanizması gruplandırması 7li hiyerarşik sistemde gruplanmış 27 savunma mekanizmasını içermektedir. Bu hiyerarşi; yüksek uyumlu, zihinsel ket vurma, minör imge, inkar, major imge, eylem ve savunma bozulması şeklindedir (Cramer, 2006). Valliant’ın (1986) modeli’ne göre 18 savunma mekanizması dört grupta ele alınmaktadır: psikotik, olgun olmayan, nevrotik ve olgun (Cramer, 2006).

Savunma Mekanizmalarının Ölçülmesi

 Savunma mekanizmaları gözlemci değerlendirmesi ve öz değerlendirme şeklinde iki türlü ölçülmektedir. Gözlemci değerlendirmesi psikanalitik kuramdan doğmuştur ve psikanaliz seanslarının kodlanmasıyla ya da projektif testlerin kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Valliant’ın (1986) ölçümü (life vignette model) bu şekildedir. Bir diğer gözlemci değerlendirmesi Roston ve Lee’nin (1992) Q-short metodudur. Üçüncü gözlemci değerlendirmesi Perry ve Cooper’ın (1989) Savunma Mekanizması Derecelendirme Ölçeği’dir (Defense Mechanism Rating Scale) (Bond, 2004).


 Öz-değerlendirme anketlerinde ise en yaygın kullanılan ölçek Savunma Mekanizmaları Stilleri Anketi‘dir (Defense Style Questionnaire by Bond- DSQ). Savunma Mekanizmaları Stilleri Anketi’nin (Defense Style Questionnaire by Bond- DSQ) ilk hali  DSQ-88, 88 maddeden oluşmakta ve savunma mekanizmalarını dört başlıkta değerlendirmekteydi. Düzenlenmiş yeni hali DSQ-40 (Andrews, Pollockve Stewart, 1989)  ise 40 maddeden oluşmakta ve savunma mekanizmalarını üç başlıkta değerlendirmektedir. Bunlar, olgun (mature), nevrotik ve olgun olmayan (immature) savunmalar şeklindedir (Bond, 2004). 


Başa Çıkma Stratejileri


 1960’larda savunma mekanizmalarına ek olarak başa çıkma mekanizmaları tanımı geliştirilmiştir (Parker ve Endler, 1996). Bu tanım öncelikli olarak travmatik yaşam olaylarına verilen farklı tepkileri belirlemek için kullanılsa da zamanla günlük stres kaynaklarına verilen tepkileri sınıflandırmak için de kullanılmış ve kabul görmüştür (Parker ve Endler, 1996). Başa çıkma stratejilerinin güç durumlara verilen genetik temelli tepkiler olduğu görüşü savunma mekanizmalarıyla farkının ortaya konması konusundaki karışıklığa katkıda bulunmuştur (Cramer, 1998). Başa çıkma stratejileri stres yaratan duruma karşı verilen bilinçli, amaç güden bir çaba olarak değerlendirilmektedir (Kramer, Roten, Michel ve Despland, 2009). Başa çıkma stratejileri savunma mekanizmaları gibi bir teori temelli değildir (Cramer, 1998) buna rağmen başa çıkma stratejilerini sınıflandırma girişimleri olmuştur. Bu girişimlerden en çok kabul göreni daha önce duygusal - sorun odaklı, yaklaşma - uzaklaşma odaklı ve bilişsel - davranışsal odaklı olarak üç ana kolda incelerken, Skinner ve arkadaşlarının (2003) literatürdeki 400 başa çıkma stratejisinin analiz edildiği çalışmalarında yeni ve 13 gruptan oluşan bir model önerilmektedir. Fakat yine de literatürde üçlü modeli kullanan çalışmalar çoğunluktadır. 


 Savunma mekanizmaları gibi başa çıkma stratejileri de bireyin normal davranışlardan sapmasına ve bir patolojinin ortaya çıkmasına yol açabilir (Kramer, Roten, Michel ve Despland, 2009). Benzer olmayan durumlarla başa çıkmakta ısrarla kullanılan, ömrü bitmiş stratejilerin artık bireyin gerçekliğe uyumunu sağlamak yerine bu uyumu engelleyeceği belirtilmiştir (Summerfeldt ve Endler, 1996).  Daha önce de belirtildiği gibi bireylerde tedavi arayışı daha çok başa çıkma stratejilerinin uyumsuzluğu nedeniyle olmaktadır (Kramer ve ark., 2009).

Başa Çıkma Stratejilerini Ölçülmesi 

 Başa çıkma stratejilerini işleyen çoğu çalışmada Lazarus ve Folkman’ın (1985) geliştirdiği  Başa Çıkma Yolları Listesi (Way of Coping Checklist) kullanılmaktadır. Bir başka ölçüm de Amirkan'ın (1990) geliştirdiği Coping Strategy Indication ölçeğidir (Bijttebier ve Vertommen, 1999). Skinner ve arkadaşlarının (2003) geliştirdiği başa çıkma aileleri listesi de başa çıkma stratejilerinin sınıflandırılmasında ve gözlemci değerlendirmesiyle yapılan ölçümlerde yardımcı olarak görülmektedir. 


Narsisizmde Savunma Mekanizmaları ve Başa Çıkma Stratejilerinin Kullanımı

Narsisizmde Savunma Mekanizmaları


 Literatürdeki B Kümesi olarak adlandırılan değişken/dramatik kişilik bozuklukları kümesinde narsisistik kişilik bozukluğu, sınırda kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, histriyonik kişilik bozukluğuyla beraber yer almaktadır (APA, 2014).  Bu nedenle çoğu çalışma narsisistik kişilik bozukluğu savunma mekanizmalarını aynı kümedeki diğer kişilik bozukluklarıyla karşılaştırarak incelemiştir. 


 124 katılımcıyla karşılaştırmalı olarak bir çalışmada, narsisistik kişilik (NK) özelliği bireylerin, sınırda kişilik (SK) özelliği taşıyan ve antisosyal kişilik (AK) özelliği taşıyan bireylere göre daha fazla bölünme (splitting) savunması kullanırken, tüm güçlülük (omnipotence) ve değersizleştirme (devaluation) imaj bozucu mekanizmalarını antisosyal kişilik bozukluğu tanısı almış bireyler kadar kullandığı bulunmuştur (Perry, Presniak ve Olson, 2013). Araştırmada, katılımcılar arasındaki yaygınlığı %5 ve üzerinde olarak kullanılan savunma mekanizmaları anlamlı olarak ifade edilmiş ve tek başına değerlendirildiğinde, NK özellikleri taşıyan bireylerin en çoktan en aza olacak şekilde yansıtma (projection), düşünselleştirme (intellectualization), tüm güçlülük, başkalarının kişilik imajının bölünmesi (splitting of others image), değersizleştirme, rasyonelleştirme (rationalization), inkar (denial), dışa vurma (acting out), pasif-agresyon (passive - aggression) ve kişilik imajının bölünmesi (splitting of self) olarak sıralanmıştır. Aynı çalışmada kullanım yaygınlığı narsisistik kişilik özelliği teşıyan katılımcılar arasında %5’in altında kalan savunma mekanizmalarında ise yapma-bozma (undoing), bastırma (repression), karşıt tepki kurma (emotion regulation), fantezi (fantasy), yer değiştirme (displacement) ve idealize etme (idealization) bulunmaktadır (Perry ve ark., 2013). Başka bir çalışmada ise, NKB tanısı almış bireylerin SKB ve AKB tanısı almış bireylere oranla istatistiki anlamlı şekilde daha fazla idealize etme savunma mekanizmasını kullandığı bulunmuştur (Gacono, Meloy ve Berg, 1992).


 Tanı almamış fakat narsisistik kişilik (NK) ve sınırda kişilik (SK) ve histriyonik kişilik (HK) özellikleri taşıyan bireylerle yapılan bir başka çalışmada, NK, SK, HK örüntülerinin ben merkezcilik ve empati kurma eksikliği gibi ortak uyum stratejileri olmasının yanısıra, yansıtma (reflection) üç kişilik örüntüsünde de en sık kullanılan savunma mekanizması olarak bulunmuştur (Cramer, 1999). Diğer ilgili olduğu düşünülen inkar mekanizması ise sırasıyla en çok HK, SK ve NK örüntüsünde görülmüştür. Yansıtma ve inkarla birlikte NK örüntüsünde kullanıldığı hipotezlenen özdeşim kurmanın (identification) ise anlamlı bir etkisine rastlanmamıştır (Cramer, 1999).


 Narsisistik kişilik özelliklerinin 22 savunma mekanizmasıyla ilişkisinin çalışıldığı 107 katılımcıyla gerçekleştirilen bir araştırmada ise tüm güçlülük, değersizleştirme, yansıtma ve fantezi en çok kullanılan ana savunma mekanizmaları olarak bulunurken, daha önce narsisizmle ilişkili görünen rasyonelleştirme ve düşünselleştirmenin anlamlı bir ilişkisi bulunamamıştır ( Perry ve Perry, 2004). Aynı çalışmada narsisistik kişilik özellikleri ve bastırma arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (Perry ve Perry, 2004). 


 Narsisistik kişilik bozukluğu (NKB) ve sınırda kişilik bozukluğu tanısı hastalarının savunma mekanizmalarının karşılaştırıldığı bir çalışmada, NKB hastalarının anlamlı bir şekilde fazla özdeşim kurma mekanizmasını kullandığı bulunmuştur (Hilsenroth, Hibbard, Handler ve Handler, 1993). Yine özdeşim kurmanın narsisizmle ilişkisinin incelendiği bir çalışmada, uyumsuz narsisizm olarak adlandırılan ve kırılgan narsisizmin özelliklerini taşıyan grubun, diğer narsisizm grubuna göre daha fazla ve anlamlı bir farkla özdeşim kurma mekanizmasını kulandığını bulmuştur (Cramer ve Jones, 2008). Bunun nedenini ise özdeşim kurma mekanizmasının örnek alınan, takdir edilen birinin özelliklerinin içe alınması ve benlik değerinin ölçülmesinde kullanılması olarak belirtmişlerdir.


Narsisizmde Başa Çıkma Stratejileri


 Başa çıkma stratejileri, farkındalıkla ve bir sonuç elde etme niyetiyle kullanılmaktadır (Cramer, 1991). İçselleştirme, Skinner ve arkadaşlarının (2003) çalışmalarında başa çıkma mekanizması olarak gösterilmiştir. Benzer şekilde Causey ve Dubow (1992) içselleştirmeyi kaçınmacı başa çıkma mekanizması olarak sınıflandırmışlardır. Kırılgan narsisistik kişilik özellikleri ve olumsuz geri bildirim almanın ilişkisinin çalışıldığı bir araştırmada, bir performans ardından akranları tarafından olumsuz geri bildirim alan, kırılgan narsisizm özellikleri taşıyan bireylerde bir başa çıkma olarak içselleştirmenin kullanıldığı bulunmuştur (Malkin, Barry ve Zeigler-Hill, 2011). Narsisizmin benlik değerini korumaya yönelik tutumu dolayısıyla başarısızlığı başkalarına başarıyı ise kendilerine atfetmelerinin hipotezlendiği bir çalışmada narsisistik kişilik özelliklerinin artmasıyla başarısızlık geri bildirimlerinin takım arkadaşlarına yüklendiği, başarı geri bildirimlerinin ise kendi özelliklerine bağlandığı bulunmuştur (Stucke, 2003).Narsisizm özelliklerinin derecesiyle, kendini affetme, başkalarını affetme ve durumları affetme arasındaki ilişki incelendiği bir başka çalışmada, narsisizm özelliklerinin artmasının kendini affetme, durumları affetmeyle pozitif fakat başkalarını affetmeyle negatif ilişkide olduğu bulunmuştur (Strelan, 2007). 


 Saldırganlık stratejisiyle ilgili literatürde karşıtlık oluşturan sonuçlar bulunmaktadır. Örneğin, NPI kullanarak narsisizm özelliklerinin belirlendiği bir çalışmada narsisizm özelliklerine sahip olmak  negatif geri bildirimler karşısında saldırgan tavırları tahmin etmiştir (Barry, Chaplin ve Grefeman, 2006). Bir başka çalışmada, sosyal reddedilmenin saldırganlıkla ilişkisinin incelendiği bir çalışmada yüksek oranda kırılgan narsisizm özellikleri taşıyan üniversite öğrencilerinin sosyal reddedilme durumunda fiziksel ve sözel saldırganlık gösterdiğini fakat yüksek büyüklenmeci narsisizm özellikleri taşıyan öğrencilerin iki saldırganlık türünü de göstermediği bulunmuştur (Okada, 2010). Yine saldırganlık ve narsisizm ilişkisini inceleyen bir araştırmaya göreyse büyüklenmeci narsisizm saldırganlığın hem proaktif hem de reaktif alt türleri ile pozitif yönde, kırılgan narsisizm sadece reaktif saldırganlıkla pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur (Fossati, Borroni, Eisenberg ve Maffei, 2010). Üniversite öğrencileriyle yapılan bir çalışmada öğrencilere başkalarına karşı değerlendirilecekleri bir tepki süresi odaklı görev verilmiş ve negatif geribildirim, pozitif geribildirim ve gecikmiş bildirim gruplarına göre saldırganlıklarına bakılmıştır (Martinez, Zeichner, Rediy ve Miller, 2008). Sonuçlara göre narsisizm özellikleri taşıyan öğrenciler pozitif ve negatif geri bildirimlere değil, gecikmiş bildirime daha yüksek saldırganlık göstermişlerdir. Bu bulgular, narsisistik bireylerin, kendilerini üstün algılamalarında potansiyel tehlike bulunan belirsizlik durumunda masum başkalarına karşı saldırgan davranma ihtimalinin bulunduğunu ortaya koymaktadır.


 Büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizm özellikleri taşıyan 448 katılımcıyla yapılan bir çalışmada, iki narsisizm grubu kendi içlerinde iki deneysel gruba ayrılmıştır. Bu araştırmada kişiler arası reddedilme ve başarı yetersizliği geri bildirimi düşük tehdit ve yüksek tehdit seviyesi içeren dört senaryo şeklinde sunulmuştur. Büyüklenmeci narsisizm özelliği yüksek olan bireyler, başarı yetersizliği olan senaryoda, kırılgan narsisizm özelliği taşıyan bireylere göre daha yüksek duygusal tepki ve dışsallaştırma göstermiştir. Kırılgan narsisizm özellikleri yüksek olan bireylerse kişiler arası ilişkilerde reddedilme içeren senaryoya daha fazla duygusal tepki vermişlerdir. İki narsisizm grubunun reddedilme ve başarısızlığa verdiği ortak tepki ise öfke olarak belirtilmiştir (Besser ve Priel, 2010).


 Başa çıkma stratejilerinde uyumlu stratejiler olarak görülen problem çözme ve sosyal destek arayabilme yeteneklerine bakıldığında ise, narsisizm problem çözebilme ile pozitif korelasyon gösterirken, sosyal destek arayabilmeyle anlamlı bir ilişkisi bulunamamıştır (Bijttebier ve Vertommen, 1999). Aynı çalışmada sınırda kişilik, antisosyal kişilik, paranoid kişilik, bağımlı kişilik, çekingen kişilik, şizoid kişilik, histriyonik kişilik, şizotipal kişilik, çoklu kişilik, takıntılı kişilik özellikleri de çalışılmış ve problem çözebilme ile pozitif yönde ilişkiye sahip olan tek kişilik tipinin narsisitik kişilik olduğu aktarılmıştır. 


 Büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmin inkâr, davranışsal ilişki kesme ve düşünsel ilişki kesme stratejileriyle ilişkisini inceleyen bir çalışmada, kırılgan narsisizm özellikleri arttıkça düşmanca-temsiliyetçi tepki vererek davranışsal ilişki kesme stratejini daha fazla kullandıkları bulunmuştur. Bu fark büyüklenmeci narsisizm grubundan her durumda fazladır. Büyüklenmeci narsisizm grubunda ise narsisizm özellikleri azaldıkça davranışsal ilişki kesme stratejilerinin kullanıldığı bulunmuştur (Fernie, Fung ve Nikčević, 2016). Aynı çalışmada kırılgan narsisizmin inkâr mekanizma pozitif yönde ilişkiliyken, büyüklenmeci narsisizmin bir ilişkisine rastlanmamıştır.


 Başa çıkma mekanizması olarak mizahın kullanıldığı ve büyüklenmeci-kırılgan narsisizm özellikleri taşıyan bireylerin mizahla ilişkisinin üniversite öğrencilerinde incelendiği bir çalışmada büyüklenmeci narsisizmin mizahı uyumlu (örnek olarak; “mizahi yanım beni depresif şeyleri düşünmekten alıkoyuyor”) bir başa çıkma mekanizması olarak kullanırken kırılgan narsisizmin uyumlu mizahla negatif ama uyumsuz mizahla (uyumsuz mizah örneği olarak; “insanlara yaptığım şeylerle gereğinden fazla eğlenmeleri için izin veririm”) pozitif korelasyon halinde olduğu bulunmuştur (Besser ve Zeigler-Hill, 2011). Mizah, kaygı ve stresi azaltmakta kullanılan bir mekanizma olarak tanımlanmıştır. Fakat, mizaha yapılan atıflar ve kullanılma şekilleri uyumlu veya uyumsuz mizah olarak değerlendirilmektedir (Besser ve Zeigler-Hill, 2011). 


 Paranormal inançlar ve narsisizmin ilişkisinin incelendiği bir çalışmanın sonucuna göre narsisizm özellikleri arttıkça paranormal olaylara ve etkilerine olan inanç artmaktadır (Roe ve Morgan, 2002). 

 Müzakere etmek (negotiation) kişisel kazancı en yüksekte tutmaya çalışırken, kişilerarası ilişkileri de bozmamayı içermektedir. (Park, Ferrero, Colvin ve Carney, 2013). 70 yüksek lisans öğrencisinin katıldığı bir müzakere simülasyonunda katılımcıların önce bir konu hakkında müzakere etmeleri sonrasında da birbirlerininden ne kadar hoşlandıklarını puanlamaları istenmiştir. Narsisizmi olan bireylerin kişisel kazançlarını en yüksekte tutan katılımcılar olduklarını ve aynı zamanda diğer katılımcılar tarafından en az hoşlanılan katılımcılar olarak puanlandıkları bulunmuştur (Park ve ark., 2013). Yüz yüze müzakere ve bilgisayar tabanlı müzakere durumlarının kullanıldığı bir çalışmada, narsisizm özelliği taşıyan bireyler ve taşımayan bireylerin hangi durumda kazançlarını yüksek tutabildiklerine bakılmış ve narsisizm özellikleri taşıyan bireylerin yüz yüze görüşmede daha yüksek kazanç elde ettikleri bulunmuştur (Crossley, Woodworth, Black ve Hare, 2016). Bu çalışmalar narsisizm özellikleri taşıyan bireylerin müzakere etme stratejisini manipülatif şekilde kullandıklarını göstermiştir.


Türkiye’deki Çalışmalar


Ölçüm Araçlarının Türkçe Uyarlamaları


 Narsisistik Kişilik Ölçeği (NKÖ)’nin Türkçe’ye ilk uyarlaması Salim Atay (2009) tarafından yapılmış ve Cronbach’s alpha değeri .57 olarak belirtilmiştir. İkinci uyarlama Güngör ve Selçuk (2015) tarafından yapılmış ve bu çalışmada uyarlamanın Cronbach’s alpha değeri .74 olarak belirtilmiştir. 

 Aşırı Duyarlı Narsisizm Ölçeği’nin Türkçe uyarlaması Şengül, Ünal, Akça, Canbolat, Denizci ve Baştuğ (2015) tarafından yapılmış, geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu sonucuna varılmıştır. 


 Stresle Başa Çıkma Ölçeği ‘nin (Ways of Coping List) (Lazarus ve Folkman, 1985) Türkçe uyarlaması Türküm (1999) tarafından yapılmış ve geçerlilik değeri .78 olarak belirtilmiştir. 

 Savunma Mekanizmaları Ölçeği’nin (Defense Style Questionnnaire) (Andrews, Pollock ve Stewart, 1989) Türkçe uyarlaması Yılmaz, Gençöz ve Ak (2007) tarafından yapılmış, geçerlilik değeri .57 olarak bulunmuştur. 


Türkiye Örnekleminde Araştırmalar


 Türkiye’de narsisizmde kullanılan savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejileriyle ilgili bulunan tek çalışma çocuklarla yapılan bir araştırmayı içermektedir. Türkiye, Yunanistan, Hindistan ve Çin’de yapılan kültürlerarası bir çalışmada (Coulacoglou, 2008) Fairy Tale Test’i çocuklar üzerinde uygulanarak kullanılan savunma mekanizmaları araştırılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre dört ülkede de en çok kullanılan savunma mekanizması yapma-bozma olmak üzere diğerleri inkâr, yansıtma, bastırma, olumsuzlama ve bölünme olarak bulunmuştur. Diğer ülkelere kıyasta Türkiye örnekleminde benliğin bölünmesi, objelerin bölünmesi veya başkalarının benliğinin bölünmesinden daha yaygın kullanılmıştır (Tunaboylu-İlkiz, Ertem-Vehid, Düşgör ve Yavu, 2008).  Bu çalışma dışında yetişkin örneklemiyle yapılan araştırmalarda savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejilerine rastlanmamıştır.


 Tartışma


 Bu gözden geçirme makalesinde büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmde kullanılan savunma mekanizmaları ve başa çıkma stratejileri aktarılmıştır.

 Derlenen sonuçlara göre narsisizmde kullanılan savunma mekanizmaları; bölünme, tüm güçlülük, değersizleştirme, yansıtma, düşünselleştirme, rasyonelleştirme, inkâr, dışa vurma, pasif- agresyon, idealize etme, fantezi ve özdeşim kurma şeklindedir. 

 Narsisistik kişilik bozukluğu tanısı veya narsisistik kişilik özellikleri genellikle büyüklenmeci narsisizme yöneltilmektedir (Dickinson ve Pincus, 2003). Bu yatkınlık DSM-V’te de değişmemiştir (Miller, Gentile, Wilson ve Campbell, 2013). Bu nedenle literatürde savunma mekanizmaları ve narsisizmi inceleyen çoğuçalışma büyüklenmeci narsisizm temellidir. Bu, kırılgan narsisizmde kullanılan savunma mekanizmalarıyla ilgiliçok az bilgi sahibi olunmasına sebep olmaktadır. Literatür taramasına göre kırılgan narsisizmde savunma mekanizmalarını araştıran çalışma sonucunda, kırılgan narsisizm de büyüklenmeci narsisizm gibi özdeşim kurma ile ilişkili bulunmuştur (Cramer, Jones, 2008). 

 Başa çıkma stratejilerinde ise kırılgan narsisizm; içselleştirme, fiziksel ve sözel saldırganlık, reaktif saldırganlık, öfke, davranışsal ilişki kesme ve uyumsuz mizahla ilişkili bulunurken büyüklenmeci narsisizm, proaktif-reaktif saldırganlık, öfke, duygusal tepki, dışsallaştırma, uyumlu mizah, paranormal inanç, başkalarını suçlama ve müzakere edebilmekle ilişkili bulunmuştur. 



Kaynakça

Aldwin, C. M.,Sutton, K. J. &Lachman M.(1996) The development of coping resources in   adulthood.Journal of Personality,64, 837-871.

Amerikan Psikiyatri Birliği (2014) Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. Beşinci Baskı (DSM-5) (E. Köroğlu, çev.) Ankara: Hekimler Yayın Birliği (Orijinal çalışma basım tarihi 2013).

Atay, S. (2009) Narsistik Kişilik Envanteri’nin Türkçe’ye Standardizasyonu. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,11 (1), 181-196. 

Barry, C. T., Chaplin, W. F. & Grafemen, S. J. (2006) Aggression following performance feedback:   The influences of narcissism, feedback valence, and comparative standard. Personality and Individual Differences,41, 177–187.

Besser, A. & Priel, B. (2010) Grandiose Narcissism Versus Vulnerable Narcissism in Threatining Situations: Emotional Reactions to Achievement Failure and Interpersonal Rejection. Journal of Social and Clinical Psychology, 29 (8), 874-902.

Besser, A. & Zeigler-Hill, V. (2011) Pathological Forms of Narcissism and Perceived Stress During   the Transition to the University: The Mediating Role of Humor Styles. International Journal   of Stress Management, 18 (3), 197- 221.

Bijttebier, P. &Vertommen, H. (1999) Coping strategies in relation to personality disorders.   Personality and Individual Differences,26, 847-856. 

Bond, M. (2004) Empirical Studies of Defense Style: Relationships with Psychopathology and Change. Harvard Review Psychiatry,263-278.

Cramer, P. (1991) The Development of Defense Mechanisms: Theory, Research and Assessment. New York: Springer-Verlag.

Cramer, P. & Jones, C. J. (2008) Narcissism, identification, and longitudinal change in   psychological health: Dynamic predictions. Journal of Research in Personality,42, 1148–1159.

Cramer, P. (2000) Defense Mechanisms in Psychology Today. American Psychologist.55 (6),   637-646.

Cramer, P. (1998) Coping and Defense Mechanism: What’s the Difference? Journal of Personality,66 (6), 919-946.

Cramer, P. (2006) Protecting the Self: Defens Mechanisms in Action. The Guilford Press, New   York. Cramer, P. (1999) Personality, Personality Disorders, and Defense Mechanisms. Journal of Personality, 67 : 535–554.

Cramer, P. (1998) Freshman to Senior Year: A Follow-Up Study of Identity, Narcissism, and   Defense Mechanisms. Journal of Research in Personality,32, 156-172.

Crossley, L., Woolworth, M., Black, P. J. & Hare, R. (2016) The dark side of negotiation: Examining the outcomes of face-to-face and computer-mediated negotiations among dark personalities. Personality and Individual Differences,91, 47-51.

Dickinson, K. A. ve Pincus, A. L. (2003). Interpersonal Analysis of Grandiose and Vulnerable   Narcissism. Journal of Personality Disorders,17 (3), 188-207.

Fernie, B. A., Fung, A. & Nicevic, A. V. (2016) Different coping strategies amongst individuals   with grandiose and vulnerable narcissistic traits. Journal of Affective Disorders,205, 301-305.

Fossati, A., Borroni, S., Eisenberg, N. & Maffei, C. (2010). Relations of Proactive and Reactive   Dimensions of Aggression to Overt and Covert Narcissism in Nonclinical Adolescents.   Aggressive Behavior,36, 21-27.

Folkman, S. & Lazarus, R. S. (1985). If it changes it must be a process: Study of emotion and  coping during three stages of a college examination. Journal of Personality and Social   Psychology, 48, 150-170.

Gacono, C. B., Meloy, J. R. & Berg, J. L. (1992) Object Relations, Defensive Operations, and   Affective States in Narcissistic, Borderline, and Antisocial Personality Disorder. Journal of   Personality Assessment,59:1, 32-49. 

Glassman, M. B. (1988) Intrapsychic Conflict Versus Developmental Deficit: A Causal Modeling   Approach to Examining Psychoanalytic Theories of Narcissism. Psychoanalytic Psychology,   5 (1), 23-46.

Grebot, E., Paty, B., & Dephanix, G. (2006) Styles défensifs et stratégies d’ajustement ou coping en   situation stressante.L Encéphale, 32, 315-324.

Grijalva, E.; Newman, D. A.; Tay, L.; Donnellan, M. B.; Harms, P. D.; Robins, R. W. & Yan, T.   (2014) Gender Diferences in Narcissism: A Meta-Analytic Review. P. D. Harms Publications.   Paper 5.

Güngör, N. D. & Selçuk, F. Ü. (2015) Narsisitik Kişilik Envanteri Türkçe Uygulaması (NKE-16).   Atılım Üniversitesi, Ankara: Yayınlanmamış Araştırma Makalesi.  

Hendin, H. M. & Cheek, J. M. (1997) Assessing Hypersensitive Narcissism: A Reexamination of   Murray’s Narcism Scale. Journal of Research in Personality, 31, 588-599.

Hilsenroth, M.J., Hibbard, S. R., Nash, M. R. & Handler, L.(1993) A Rorschach Study of   Narcissism Defense, and Aggression in Borderline, Narcissistic, and Cluster C Personality   Disorders. Journal of Personality Assessment,60:2, 346-361.

Juni, S. (1999) The Defense Mechanisms Inventory: Theoretical and Psychometric Implications.

 Current Psychology,17 (4), 313-332.

Kramer, U., Roten, Y. D., Michel, L. & Despland, J. (2013) Early Change in Defence Mechanisms   and Coping in Short-Term Dynamic Psychotherapy: Relations with Symptoms and Alliance.   Clinical Psychology and Psychotherapy,16, 408-417.

Malkin, M. L., Barry, C. T. & Zeigler-Hill, V. (2011) Covert narcissism as a predictor of   internalizing symptoms after performance feedback in adolescents. Personality and Individual   Differences, 51, 623–628.

Martinez, M. A., Zeichner, A., Reidy, D. E. & Miller, J. (2008) Narcissism and displaced   aggression: Effects of positive, negative, and delayed feedback. Personality and Individual   Differences, 44, 140-149.

Michael J. Roche , Aaron L. Pincus , Mark R. Lukowitsky , Kim S. Ménard & David E. Conroy   (2013) An Integrative Approach to the Assessment of Narcissism. Journal of Personality   Assessment,95:3, 237-248.

Miller, J. D. & Campbell, W. K. (2008) Comparing Clinical and Social-Personality   Conceptualizations of Narcissism. Journal of Personality,76(3),449-476.

Miller, J. D., Gentile, B., Wilson, L. & Campbell, K. (2013) Grandiose and Vulnerable Narcissism   and the DSM–5 Pathological Personality Trait Model. Journal of Personality Assessment,   95:3, 284-290.

Okada, R. (2010) The relationship between vulnerable narcissism and aggression in Japanese   undergraduate students. Personality and Individual Differences,49, 113-118.

Park, S.N., Ferrero, J., Colvin, C. R. & Carney, D. R. (2013) Narcissism and Negotiation: Economic   Gain and Interpersonal Loss. Basic and Applied Social Psychology,35:6, 569-574.

Perry, J.D. & Perry, J. C. (2004) Conflicts, Defenses and the Stability of Narcissistic Personality   Features.Psychiatry, 67:4, 310-330

Perry, J.C., Presniak, M. D.& Olson, T. R. (2013) Defense Mechanisms in Schizotypal, Borderline,   Antisocial, and Narcissistic Personality Disorders. Psychiatry,76:1, 32-52.

Roe, C. A. & Morgan, C. L. (2002) NARCISSISM AND BELIEF IN the PARANORMAL. Psych  logical Reports, 90, 405-411.

Roche, M. J., Pincus, A. L., Conroy, D. E.,Hyde, A. L. & Ram, N. (2013) Pathological Narcissism   and Interpersonal Behavior in Daily Life.Personality Disorders, 4 (4), 315-323.

Ronningstam, E. F. (2005) Identifying and Understanding the Narcissistic Personality- Oxford   University Press, USA.

Ronningstam, E. F. (2011) Narcissistic Personality Disorder in DSM V-In Support of Retaining a   Significant Diagnosis. Journal of Personality Disorders,25 (2), 248-259.

Skinner, E. A., Edge, K., Altman, J. & Sherwood, H. (2003) Searching for the Structure of Coping:  A Review and Critique of Category Systems for Classifying Ways of Coping. Psychological   Bulletin,129 (2), 216-269.

Strelan, P. (2007) Who forgives others, themselves, and situations? The roles of narcissism, guilt,   self-esteem, and agreeableness. Personality and Individual Differences, 42, 259-269.

Stucke, T. S. (2003) Who’s to Blame? Narcissism and Self-serving Attributions Following   Feedback.  European Journal of Personality, 17, 465-478.

Şengül, B. Z., Unal, E., Akça, S., Canbolat, F., Denizci, M. & Baştuğ, G. (2015). Validity and   Reliability Study for the Turkish Adaptation of the Hypersensitive Narcissism Scale (HSNS).   The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences,28, 231-241.

Tunaboylu-İlkiz, T., Ertem-Vehid,H., Düşgör, B. P. & Yavu,A. E. (2008). The Application of Fairy   Test in Turkey. Coulacoglou (ed.)Exploring the Child's Personality: Developmental,   Clinical, and Cross-cultural Applications of the Fairy Tale Testiçinde (303-321), Illınois:   Charles C Thomas Publisher.

Türküm, S. (1999). "Stresle Başa Çıkma Ölçeğinin Geliştirilmesi: Geçerlik ve Güvenilirlik   Çalışmaları." Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi2(18): 25-34.

Yılmaz, N., Gençöz, T. & Ak, M. (2007) Savunma Biçimleri Testi’nin Psikometrik Özellikleri:   Geçerlik Güvenilirlik Çalışması. Türk Psikiyatri Dergisi, 18, 244-253. 

Zeigler-Hill, V., Clark, C. B. & Pickard, J. D. (2008) Narcissistic Subtypes and Contingent Self-  Esteem: Do All Narcissists Base Their Self-Esteem on the Same Domains? Journal of   Personality,76(4), 753-774.

Zimmerman, B. J. (2000)  Attaining SELF-REGULATION A SOCIAL COGNITIVE PERSPECTIVE. ( Boekats, M.,   Pinirich, P. R., Zeidner, M. (ed.) Handbook of Self-Regulation içinde (13-35). California:   Academic Press.